Sıcaklık Faktörleri (Ders Notu)
Sıcaklık faktörleri temel olarak dört grup altında ele alınır:
- Solar konstant değişmeleri
- Atmosfer etkileri
- Yerin şekli ve hareketlerinin sıcaklığa etkisi
- Zemin şartları ve yeryüzünün özelliklerinin sıcaklığa etkisi
Son üç faktör doğrudan etkilidir.
Solar Konstant Değişmeleri
Solar konstant, 1 cm²’ye dakikada gelen yaklaşık enerji miktarıdır; yaklaşık 2 kalori (2 cal/cm²/dak) olarak ifade edilir. Bu değer ortalama bir rakamdır ve bazı dönemlerde değişiklik gösterebilir. Yaklaşık olarak değeri 1,96–2,04 arasında değiştiği gözlemlenmiştir.
Bu değerin değişmesinin başlıca sebepleri:
A) Güneş lekeleri ve güneş aktivitesi: Güneşteki volkanik faaliyetlerin artışı güneş lekelerinin çoğalmasına yol açabilir ve solar miktarını yaklaşık 2,04’e çıkartabilir. Volkanik faaliyetin azalması lekeleri küçültür ve değeri yaklaşık 1,96’ya düşürebilir. Lekedeki bu artış ya da azalış, iklim salınımlarını tetikleyebilir. Bu salınımlar 11 yıllık veya 35 yıllık döngüler halinde görülebilir.
B) Güneşe olan uzaklığın değişmesi: Dünya’nın güneşe olan uzaklığı perihel (Günberi) ve aphel (Günöte) olarak adlandırılan iki noktada değişir. Perihel yaklaşık olarak 2 Ocak civarında meydana gelir ve bu dönemde güneşe yakınlık nedeniyle ısı artışına yol açar. Aphel yaklaşık olarak 4 Temmuz’da gerçekleşir ve bu dönemde güneşe olan uzaklık nedeniyle ısı azalır.
C) Dünyanın eksenindeki değişmeler: Dünyamız yaklaşık 23°27’lik bir eğiklikle döner. Eksenin eğikliği solar konstant üzerinde etkili olur. Eksenin eğikliği azalırsa toplam ışınım artabilir; eğiklik artarsa sıcaklık düşebilir.
Not: Bu faktörler birbirleriyle etkileşerek uzun dönemli iklimsel değişikliklere ve mevsimsel sıcaklık dalgalanmalarına katkıda bulunur.
Atmosferin Etkileri
Yeryüzünde sıcaklığın dağılımında ana faktör yerin şekli ve hareketleridir. Atmosfer ise bu etkiyi değiştiren önemli bir unsurdur. Atmosferin rolü şunları içerir:
- Güneşten gelen ışınlar üzerinde,
- Yerden geri verilen ışınlar üzerinde,
- Yer ile atmosfer arasındaki ve atmosfer içindeki etkileşimler sonucunda sıcaklık naklini (dikey ve yatay olmak üzere) sağlar.
Güneş ışınları atmosfer içine girince çeşitli değişikliklere uğrar:
- Kırılır ve yansır (kırılma ve yansıma),
- Bir kısmı dağılır (difüzyon),
- Emilir (absorbsiyon).
Tüm bu etkiler sonucunda güneş ışınları yer yüzüne tamamen ulaşmaz.
Kırılma ve yansıma olguları
Saydam cisimler ışınları geçirir ve yönlerinde değişiklikler meydana getirir. Atmosfer saydamdır ve ışınları geçirirken kırılmaya uğrayıp yönlerini değiştirir. Kırılma olayı bulutlar arttıkça belirginleşir. Kırılma sırasında belli bir enerji kaybı olur ve bu olay sabah ve akşam vakitlerinde daha belirgin görünür. Yansıma ise güneş ışınlarının geri dönmesi durumudur. Yansıyan ışınlara albedo adı verilir. Yansımanın oranı özellikle bulut tabakasının kalınlığı ile doğru orantılıdır; kalınlık arttıkça yansıma da artar. Bulut gölgesi olarak adlandırılan durum ise ışınların buluttan geçemeyip alta geçememesidir. Örneğin, 2000 metre kalınlığındaki bir bulut gelen ışınların yaklaşık %90’ını yansıtırken, 30 metre kalınlığındaki bir bulut sadece yaklaşık %50’sini yansıtır.
Dağılma (difüzyon)
Gelen ışınların bir kısmı dağılmaya uğrar. Çünkü gelen ışınların hepsinin dalga boyları aynı değildir; bu nedenle yansıma ve kırılmalar farklı açılarla gerçekleşir. Difüzyonda atmosferi oluşturan gaz moleküllerinin de önemli bir rolü vardır. Bu durum renk üzerinde de kendini gösterir: kısa dalga boylu mavi-mor ve morötesi ışınlar daha fazla dağılır; bu nedenle gökyüzü mavi görünür. Buna karşın dalga boyu uzun olan sarı ve kırmızı ışınlar bize kadar ulaşır. Difüzyon, atmosferin ve gökyüzünün mavi görünmesinin sebebidir.
Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşma durumu İki tür ışın yeryüzüne ulaşır:
- Direk ışınlar: Direk ışınların oranı ekvatora doğru gidildikçe artar.
- Difüz ışınlar: Difüz ışınların oranı kutuplara doğru gidildikçe artar. Örneğin İskandinavya bölgesinde yeryüzüne ulaşan ışınların yaklaşık %80’i difüz ışınlardır.
Absorpsiyon (emilim) olayı
Güneş ışınlarının bir kısmı atmosfer tarafından emilir ve ısı enerjisine dönüşür. Eğer güneş ışınları atmosferdeki gaz molekülleri tarafından emilirse, enerji ısı enerjisine dönüşerek moleküllerde değişikliklere yol açar. Absorpsiyon olayı nedeniyle kırılma ya da yansıma gibi olaylar söz konusu değildir. Kısa dalga boylu ışınlar daha hızlı emilir ve absorbe edilir. Özellikle 93 mikrometreden küçük ışınlar yeryüzüne ulaşamaz. Ayrıca absorpsiyon olayı, ışınların atmosfer içindeki yoluna bağlı olarak değişir; yeryüzüne yaklaştıkça absorpsiyon artar. Bu süreçte genelde bir enerji kaybı olur ve bu kayıp ekvatordan kutuplara doğru arttıkça büyür.
Atmosferin yeryüzünden geri verilen ışınlara etkisi
Atmosfer gelen ışınlara karşı saydam bir özellik gösterirken, yön değiştiren ışınlar (gelen ışınlar geri yansıyorsa) aynı saydamlığı göstermez. Işınların dalga boyları artar ve bu nedenle yeryüzünden geri verilen ışınlarda değişimler yaşanır. Yeryüzünden geri verilen enerjiye “yer ışıması” veya “yer radyasyonu” adı verilir. Yeryüzü, enerjinin yaklaşık %47’sini alır ve bunun %24’ünü ışıma yoluyla geri verir. Bu oranın yaklaşık %16’sı atmosfere takılır. Tutulma veya engellenme konusunda toz, bulut ve su buharının rolü büyüktür; buna bağlı olarak bulutlar, geri verilen enerji üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bulutlar yeryüzünden geri verilen enerji için bir engel oluştururken, dağlık bölgelerin bulut seviyesinden yüksek olan bölgelerinde radyasyon daha fazladır. Bu bölgeler için radyasyon pencereleri denir.
Atmosferin yeryüzüyle teması ve sıcaklık nakli
Atmosfer, litosferle temas ettiği yerlerde ısı alıp nakleder; bu, cisimler arasındaki ısı alışverişinden kaynaklanır. Sıcaklık farkı temas sonucunda oluşur. Bazı cisimler ısıyı hızlı iletirken bazıları yavaş iletir. Örneğin demir, hızlı bir şekilde ısı iletirken atmosfer genel olarak iyi bir iletken değildir. Cisimlerin temas yoluyla enerji aktarmasına kondüksiyon (iletim) denir ve yalnızca temas sonucunda oluşur. Atmosfer çoğunlukla sıcaklığı iletimle taşımazken, hava hareketleri nedeniyle konveksiyonla da sıcaklık taşınır.
Atmosferdeki bu tür hava hareketlerine konveksiyon denir. Bu nedenle, atmosfer kondüksiyon yoluyla doğrudan sıcaklığı iletmezse bile konveksiyonla ısıyı bir yerden başka bir yere taşıyabilir. Yere temas eden gaz moleküllerinin hafiflemesi/yükselmesi veya yükselip soğuyan gaz moleküllerinin ağırlaşarak alçalması, atmosferde en sık görülen hava hareketleridir. Yeryüzüne yakın bölgelerde basınç artışı ve buna bağlı olarak moleküllerin sıkışması, sıcaklığın artmasına yol açar.
Hava Hareketleri Hava hareketleri iki ana grup halinde incelenir:
- Dikey hava hareketleri (Konveksiyon): Bu hareketler yükselme (asıl konveksiyon) ve alçalma (süpsidans) şeklinde sınırlı olarak adlandırılır.
- Yatay hava hareketleri (Adveksiyon): Adveksiyon, bir anlamda rüzgarı ifade eder.
Su kütleleri üzerinde ısınmaya bağlı olarak buharlaşma meydana gelir. Buharlaşma ile sıcaklık nakli gerçekleşir. Su üç halde bulunabilir. Sıvı hâlinde olan su ısıyı bünyesinde tutar; bu ısıya gizli ısı (latent heat) denir. Buharlaşma sonucunda ilgili bölgede konveksiyonel hareketler ortaya çıkar; ısınan hava yükselir ve yükseldikçe soğuyan hava, belli bir noktadan sonra taşıdığı gizli ısıyı açığa çıkarır. Bu olaya yoğunlaşma denir. Atmosfer, buharlaşma yoluyla da sıcaklığı bir yerden başka bir yere taşıyarak sıcaklık naklini sağlar.
Sonuç olarak, Atmosfer doğrudan güneş ışığı alan bölgelerin aşırı ısınmasını veya ışık almayan bölgelerin aşırı soğuk kalmasını engelleyen düzenleyici bir faktördür. Atmosfer, bu etkiyi güneşten gelen ışınları ve yeryüzünden geri verilen ışınları dağıtarak, emerek ve hava hareketleriyle gerçekleştirilir. Atmosferin alt kısımları daha çok ısı alırken üst kısımları soğur; bu süreçte içeriğindeki su buharı, toz ve CO2 gibi gazlar önemli rol oynar.
Havanın hareketli olması durumunda sıcaklığın değişmesi (Adyabatik sıcaklık değişimi) Dışarıdan herhangi bir ısı alışverişi olmadan, hava hareketlerine bağlı olarak yükselip alçalma gerçekleştiğinde sıcaklık değişebilir. Bu tür sıcaklık değişimine adyabatik sıcaklık değişimi denir. Hava yükseldiğinde soğur; alçaldığında ısınır. Bunun nedeni yükseldikçe basıncın azalmasıyla havanın genişlemesidir; genişleyen hava soğur. Alçalan hava ise basıncın artmasıyla sıkışır ve moleküller arasındaki çarpışmalar artar, bu da ısınmaya yol açar. Bu ısınma ve soğumaya adyabatik sıcaklık değişimi denir.
Havanın Kararsızlığı
Bir hava kütlesi içindeki sıcaklık değişim oranı, kuru adyabatik sıcaklık değişim oranından (örneğin 100 m’de 1°C veya 1000 m’de 10°C) veya çevredeki hava kütlelerinin değişme oranlarından büyükse, yani alt ve üst hava tabakaları arasındaki sıcaklık farkı fazlaysa bu tür hava kütlelerine kararsız hava kütleleri denir. Böyle bir durumda en ufak bir dış etkiyle alttaki fazla sıcak hava yükselerek dikey hava hareketlerini oluşturur ve bulutlar, şimşekler ile sağanaklar meydana gelebilir.
Havanın Kararlılığı
Bir yerde alt ve üst hava tabakaları arasındaki sıcaklık farkı az ise (örneğin 1000 metre yükseklikte 3–4°C fark veya bu fark yoksa) ve bu iki hava kütlesi arasında bir ağırlık farkı olmadığından dışarıdan bir etki gerçekleşmese dahi bu hava kütleleri dengelerini bozmazlar. Bu tür hava kütlelerine kararlı hava kütleleri veya havanın kararlılığı (Stabilizesi) denir.
Yerin Şekli ve Hareketlerinin Sıcaklığa Etkisi
A- Işınların geliş açısı
Dik gelen ışınlar bir yeri daha fazla ısıtır. Yatık gelen ışınlar ise daha az ısıtır. Işıklar yatık geldiğinde ışınlar yüzeyi genişlettiği için ısıtma da yayılır ve yoğunlaşmaz; bu durumda etkisi azalır. Dik gelen ışıklar ise dar bir yüzeyi aydınlattığı için daha yoğun ısıtır. Aynı durum aydınlanma için de geçerlidir: bir ışık demeti dik geldiğinde nispeten dar bir yüzeyi aydınlattığı veya ısıttığı halde, yatık geldiğinde daha geniş bir alanı etkiler ve dolayısıyla sıcaklık etkisi azalır. Dik gelen ışınlar yatık gelen ışınlara göre daha az yansır; bu da yansımanın sıcaklığı etkileyişini değiştirebilir. Sonuç olarak güneş ışınlarının dik vurduğu yerler, yatık gelen ışınların etkili olduğu alanlardan daha fazla ısınır.
B- Yerin şeklinin sıcaklığa etkisi
Yer şekli, her bölgenin aynı ölçüde enerji almasını engeller. Yüzey düz olsaydı, her yer eşit enerji alırdı. Işınlar ekvatora dik geldiği için yansıma azdır; kutuplara yaklaştıkça eğik gelen ışınlar nedeniyle yansıma artar. Yaklaşık 60° enlemi civarında enerji, ekvatorda alınan enerjinin yaklaşık yarısına düşer. Bu durum, ekvatordan kutuplara doğru sıcaklığın azalmasına yol açar.
C- Aydınlanma Süresi
Dünya 24 saatlik süre zarfında kendi etrafında döner. Bu günlük harekete Rotasyon denir. Bu hareket, saat yönünün tersi yönünde gerçekleşir (batıdan doğuya doğrudur). Bu yüzden yeryüzü üzerindeki bir noktanın günün yarısı boyunca aydınlık tarafta, diğer yarısı ise gölge tarafta kalmasıyla gece ve gündüz oluşur. Dolayısıyla günün yarısında enerji alınır; bu nedenle gündüz, enerji alınmayan ise gece devresi olarak ikiye ayrılır. Aydınlanma konusu gündüz için ele alınacaktır.
Gündüz süresince gelen ışınların ufuk düzlemiyle yaptığı açıya bağlı olarak, tüm alanlar aynı şekilde enerji almak üzere eşit değildir. Sabah ve akşam saatlerinde güneş ışınları ufuk düzlemine hemen hemen paralel gelir. İkindi ve kuşluk vakitlerinde dar bir açıyla, öğle vakti ise dik açıyla gelir. Buna bağlı olarak öğle süresince günün en sıcak zamanı yaşanır; sabah ve akşam dönemlerinde ise alınan enerjinin düşüklüğüne bağlı olarak sıcaklık azalır. Sonuç olarak yeryüzünün günlük dönüş hareketi, ışınların geliş açısı ve güneşlenme süresini etkileyerek gündüz-gece arasındaki sıcaklık farkını oluşturur. Bu farka gece-gündüz faktörü denir.
D- Yerin Eksen Eğikliği ve Yıllık Hareketinin Sıcaklığa Etkisi (Revolusyon/Revlasyon) Güneş, yıllık hareketini bir yörünge üzerinde yapar. Bu elips yörüngeden geçen düzleme ekliptik düzlem denir. Yer, günlük dönüş hareketini ekliptik düzleme yaklaşık 23°26’ lik bir eğimle duran eksen üzerinde gerçekleştirir. Yerin yörüngesi boyunca güneş etrafında tamamladığı yıllık hareketi sırasında eksenin ekliptik düzlemle yaptığı bu açı hep sabit kalır.
Sonuç olarak, Bahar dönemi her iki yarım kürede de günler ve geceler eşittir. Kuzey Yarımküre’de yaz dönemi, gündüzlerin uzun olduğu ve kış dönemi ise gecelerin uzun olduğu dönem olarak belirginleşir. Günlerin uzun olduğu mevsimlerde güneşten gelen enerji yeryüzünü daha fazla ısıtır; bu nedenle yazlar sıcak mevsim olarak kabul edilir. Kışlar ise benzer nedenlerden dolayı soğuk mevsim olarak ortaya çıkar. Bu durum, aydınlanma süresinin önemini de ortaya koyar: yaz mevsiminde aydınlanma süresi daha uzundur, kış mevsiminde ise daha kısadır. Bu fark, alınan enerjinin miktarını ve dolayısıyla ısınmayı etkiler. Yerin şekli ve hareketleri ise yeryüzünde belirli iklim kuşaklarının oluşmasına yol açmıştır.
İklim Kuşakları
Matematik İklim Kuşakları
Tropikal Kuşak
Kuzeydeki Yengeç Dönencesi ile Güneydeki Oğlak Dönencesi arasında kalan bölgeye Tropikal Kuşak adı verilir. Ekvator kuşakları bir sınır değildir. Tropikal alanlarda güneş yılı boyunca iki kez dik açıyla gelir. Bu nedenle bu bölgeler sıcak bölgeler olarak adlandırılır. Bu kuşakta gece ile gündüz süreleri arasındaki fark çok azdır. Tropikal kuşak dünyanın yaklaşık %39,9’unu kapsar.
Orta Kuşak
23°27’lik dönenceler ile kutup daireleri (66°33’) arasındaki bölgeleri kapsayan kuşaktır. Bu kuşaklarda güneş ışınları asla dik açıyla gelmez ve bu nedenle bölgeler çok sıcak değildir. Gece ve gündüz süreleri 24 saat olarak değişmez; mevsimlere bağlı olarak günlerin uzunluğu değişir. Bu kuşak dünyanın en geniş kuşağıdır ve yaklaşık olarak dünyanın %51,8’ini kaplar.
Kutup Kuşağı
Kutup Dairesi ile kutup noktası arasındaki bölgeler (66°33’ ile 90° arasındaki alanlar) Kutup Kuşağıdır. Buraya güneş çok küçük açılarla vurur, bu nedenle bu bölgeler genelde soğuktur. Güneş ışınlarının küçük açılarla vurması nedeniyle gece ve gündüz süreleri artık 24 saat değil, yaklaşık 6 ay gündüz ve 6 ay gece olarak sürer.
Matematik iklim kuşakları, atmosferin etkisi hiçe sayılarak belirlenen kuşaklardır. Atmosferin etkisini göz önünde bulunduran kuşaklara ise Sıcaklık Kuşakları denir.
Sıcaklık Kuşakları
- Sıcak Kuşak, kuzeyde 30,5° enleminin ile güneyde 27° enleminin arasındaki bölgedir. Kuzeyde 30,5° enleminin taşması karaların çok olmasından kaynaklanır. Tropikal kuşakla sadece sıcaklık bakımından benzerlik gösterir.
- Ilıman Kuşak, kuzey yarımkürede (yaklaşık 68,5° enlem) taşmasıyla sıcak su akıntılarından ve karaların yoğunluğundan dolayı; güney yarım kürede (yaklaşık 48° enlem) ise soğuk su akıntılarından, karaların azlığından ve atmosfer hareketlerinden kaynaklanan etkilere bağlıdır.
- Soğuk Kuşak, kutup bölgesine sınır kalan alandır.
Zemin ve Yeryüzü Şartlarının Sıcaklığa Etkisi
Yeryüzü çeşitli maddelerden oluşur: taşlar, toprak, bitki örtüsü ve su gibi. Bu nedenle yeryüzünün her yerinin ısınması aynı oranda değildir. Su yüzeyleri ışınları yansıtır; karalarda ise düz ve açık renkli yüzeyler ışınları daha fazla yansıtır. Yeryüzündeki cisimlerin albedo (yansıma) değerleri birbirinden farklıdır.
Albedo (yansıma) değerleri (yaklaşık, %):
- Taze kar örtüsü: 70–90
- Kalmış kar örtüsü: 40–60
- Çayırlık alanlar: 10–30
- Kayalar: 12–15
- Orman: 5 (ağaç türüne bağlı olarak değişir)
- Çam ormanı: 10
- Yapraklı orman: 15–20
- Deniz suyu: 2–70
Yansıma açısından en büyük fark deniz suyunda görülür. Güneş ışınları dik geldiğinde deniz suyunda yansıma azalır; eğik geldiğinde ise artar. Yansıtılan ışınlar absorbe edilerek ısının bir kısmı emilir. Yeryüzünün homojen olmaması nedeniyle emilme oranı da farklıdır. Güneş ışınları karalarda yaklaşık 1 metre derinliğe kadar, denizlerde ise yaklaşık 200 metre derinliğe kadar işleyebilir.
Özgül ısı (spesifik ısı): Bir cismin 1 gramının sıcaklığını 1 °C artırmak için verilmesi veya alınması gereken kalori miktarına verilen isimdir. Yeryüzündeki kayaların güneşi emme oranları farklı olduğundan özgül ısıları da farklıdır. Saf su örnek olarak kullanılır; saf suyun özgül ısısı 1 olarak alınır.
Cisimler ve özgül ısıları (yaklaşık):
- Kalker: 0.21 cal/g°C
- Granit: 0.20 cal/g°C
- Kum: 0.19 cal/g°C
- Buz: 0.49 cal/g°C
- Deniz suyu: 0.94 cal/g°C
- Saf su: 1 cal/g°C
Not:
- Günümüzde SI birimi olarak J/kg·K kullanılır; 1 cal/g°C ≈ 4,184 J/kg·K’ye eşittir.
Yeryüzüne gelen enerji bir süre sonra geri yayılır; bu olaya yer radyasyonu veya ışıma denir. Enerjinin geri verilmesi ise cisimlerin özgül ısılarıyla ilişkilidir. Özgül ısıları az olan cisimler aldıkları enerjiyi daha hızlı geri verirken sıcaklıkları da daha hızlı düşer. Özgül ısıları daha fazla olanlar ise aldıkları ısıyı daha uzun sürede geri verirler. Alınan enerji, cisimlerin özgül ısılarıyla doğru orantılıdır. Bu durum deniz ve kara iklimlerinin oluşmasına yol açmıştır. Deniz sularının özellikle dikey hareketliliği, kışın sıcak kalmalarını sağlar; bu, günlük ve yıllık sıcaklık farklarında da görülür.
Karasal İklimler Karaların çabuk ısınması ve çabuk soğuması nedeniyle karalar üzerindeki günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları çok fazladır. Karalarda sıcaklıklar yaklaşık olarak -70°C ile +70°C arasında değişir. Günlük sıcaklık farklarına örnek olarak çöller verilebilir (yaklaşık 50–60°C fark). Yıllık sıcaklık farkına ise Doğu Anadolu Bölgesi örnek gösterilir. Denizler ise ısınıp soğumayı daha yavaş yaptığı için sıcaklık farkları çok değildir; bu değerler yaklaşık olarak +34°C ile -20°C arasında değişir. Tropikal denizlerde +34°C, kutuplara yakın denizlerde ise -20°C gibi değerler görülebilir. Günlük sıcaklık farkı açısından bakıldığında denizlerdeki değişim karalardakinin yaklaşık dörtte biri kadardır. Bu özellik, denizlerde sıcaklık açısından bir gecikmeye de yol açar: örneğin denizel iklimlerde en soğuk ay Şubat, en sıcak ay ise Ağustos’tur. Karasal iklimlerde ise en soğuk ay Ocak, en sıcak ay Temmuz’dur.
Denizlerin geç ısınması da özgül ısıya bağlıdır. Denizler, sahip oldukları ılıman koşulları deniz akıntıları ve nemli rüzgarlar aracılığıyla komşu karalara doğru ileterek onların iklimini yumuşatır. Bu nedenle denizlerden uzağa, kara içlerine doğru, özellikle yüksek dağlarla çevrili havzalara gidildikçe karasallığın etkisi artar. Tipik olarak karasal iklimler karaların iç kısımlarında görülür; kıyı bölgelerinde ise denizel iklim hâkimdir.
Yeryüzündeki Sıcaklığa Etki Eden Diğer Faktörler
A) Yer şekilleri ve yükselti
Yeryüzünde çeşitli yer şekilleri ve bu şekillerin deniz seviyesine göre yükseltileri vardır. Genelde yer şekillerinin uzanışı üzerinde durulur. Örneğin Türkiye’de coğrafi uzanış Doğu–Batı yönlüdür. Bu yönelime bağlı olarak güneşe bakma yönü (exposition) farklı olabilir. Buna Bakı (expozisyon) denir. Yer şekillerinin uzanışına bağlı olarak güneş ışınlarını alma durumu değişir ve buna bağlı olarak ısınma farklılık gösterir. Örneğin Türkiye’de güney yamaçlar daha sıcaktır. Dolayısıyla iki yamaç arasında farklı sıcaklıklar görülebilir. Yamaçlardaki sıcaklık farkı, yamaçların eğimine de bağlıdır.
Bakı ve rüzgar ilişkisi
Bakı, aynı zamanda yağış getiren rüzgarlara dönük olup olmama açısından da ele alınır. Yağış getiren hava kütlelerine dönük yamaçlar için rüzgar altında kalır; buna karşılık dönük olmayan yamaçlara ise “duld” denir. Kuzey Anadolu Dağları buna tipik bir örnektir. Yağış kütleleri kuzeyden geldiğinde kuzey yamaçları yağış alır; ancak güneye bakan yamaçlar daha az yağış alır; işte bu durum duld olarak adlandırılır.
Ayrıca yükselti arttıkça sıcaklığı düşürücü etki de ortaya çıkar.
- Expozisyon (bakı): güneşe yönelme durumu.
- Dulda: rüzgar ve yağış açısından yağış almayan, iç kısımlara doğru yükselen yamaçlar.
- Yükselti artışı: yükseldiçe sıcaklığın düşmesi eğilimi.
B) Bitki örtüsü
Bitki örtüsü de sıcaklık üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bitki örtüsü toprağın nemli kalmasını sağlar ve toprağın aşırı ısınmasına bağlı buharlaşmayı azaltır. Genellikle bitki örtüsü güneşlenmeyi ve yer radyasyonunu azaltıcı bir rol oynar. Bu nedenle bitki örtüsünün bulunduğu yerlerde sıcaklıklar daha dengeli olur; aşırı ısınma ve aşırı soğuma daha az gözlenir.
C) Kar örtüsü
Kar örtüsü, yer radyasyonunu azaltarak toprağın aşırı soğumasını ve donmasını önler. Bu açıdan tarım için büyük önem taşır. Kar, albedo değeri en yüksek olan madde olduğundan güneşten gelen enerji büyük oranda yansıtılır. Kar üzerinde yürümek, aşırı durumlarda geçici görme bozukluklarına yol açabilir.
Mikroklima (Dar Alanlı İklimler)
Yeryüzü şekillerinin etkisiyle dar alanlarda mikro iklimler oluşur. Bu bölgeler, çevrelerine göre daha olumlu bir iklime sahip olabilirler ve tarım açısından özellikle önemlidirler. Örneğin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yükseklik farkı ve vadilerin konumu nedeniyle bakı(ekspozisyon) etkisiyle güney yönündeki vadilerde bazı Akdeniz iklimi bitkileri yetişebilir.
Bu alanlarda bir sıcaklık bilançosu da oluşur: gelen güneş ışınlarının bir kısmı yüzeye ulaşır, bir kısmı yansır ve kalan kısmı da emilir. Enerji bu süreçte yıl boyunca denge içinde kalır; gelir ve gider birbirini dengeler. Ancak yeryüzüne gelen enerji bilançosu her yerde aynı değildir. Tropikal bölgelerde enerji fazlası, kutup bölgelerinde enerji eksikliği görülür. Orta enlemler ise genelde denk bir durum sergiler. Bu nedenle ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe enlemlerin ortalama sıcaklık değerleri azalır.
Sıcaklığın Yeryüzündeki Dağılışı
Sıcaklığın bölgeler arasında dağılışı birçok faktöre bağlıdır:
- Enlem
- Yeryüzü şekilleri
- Kara ve denizlerin dağılışı: Denizler nemli olduğunda ılıman iklimler, karalarda ise daha çok karasal iklimler görülür.
- Deniz akıntılarının etkisi
Sıcaklık etkisini incelerken şu sorular üzerinde durulur: yıllık ortalama sıcaklık nasıl değişir, Temmuz ayı sıcaklığı nasıldır, Ocak ayı sıcaklığı nasıldır gibi.